Bediüzzaman ve Risale-i Nur

Risale-i Nur’dan Bölümler (İkinci Söz-İman Gözü ile Bakmak)

Orijinal Haliyle ;

İmanda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin, tâli’siz bir tarafa; diğeri Hudâbin, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler. Hodbin adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan; bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki: Her yerde âciz bîçareler, zorba müdhiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hâli görür. Bütün memleket bir matemhâne-i umumî suretini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebi görünüyor. Ve ortalıkta dahi müdhiş cenazeleri ve me’yûsâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı azap içinde kalır.

Diğeri Hudâbin, Hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki; nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhâneler; herkes ona dost ve akraba görünüyor. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürlerle bir terhisat-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musikî sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemiyle müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürurlarıyla mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah’a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini anlar. Ona der: “Yahu, sen divane olmuşsun. Bâtınındaki çirkinlikler zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmek ağlamak olmuş. Terhisatı, yağmagirlik tasavvur etmişsin. Gel, ayıl. Kalbini temizle. Tâ şu musibetli perde senin nazarından kalksın. Hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizamperver, müşfik bir melikin memleketi; senin vehmettiğin tarzda olamaz.” Sonra o bedbaht adam ayılır. Ayıldıkça o musibetli hali değişir. Der: “Evet, ben divane olmuşum. Allah senden razı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın.”

İşte ey nefis! Bil ki: Evvelki adam kâfirdir veya fâsık gâfildir. Şu dünya onun nazarında bir matemhâne-i umumiyedir. Bütün zîhayat, firak ve zeval sillesiyle ağlayan yetimlerdir. Hayvan ve insan ise ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz, sahipsiz mahlûklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat, ruhsuz, müdhiş cenazeler hükmündedirler. Bunun gibi daha çok elîm, ezici, dehşetli evham ondan tevellüd eder ki, mânen onu tazib eder. Diğer adam ise mü’mindir. Cenâb-ı Hâlık’ı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân, insan ve hayvan ise memur-u İlâhî ve vazifedar abdlerdir. Ve bütün mevâlid ve vefeyat, bir terhisattır. Vazife-i hayattan terhis olanların, vazifeleri bitenlerin, başka âlemlere gitmeleri için bir paydostur. Yeni vazifedarlara yer açmak için bir tebdil-i mekândır. İnsan ve hayvanın dünyaya gelmeleri ise vazifeye ve hizmete gelmektir. Her bir zîhayat, bir muvazzaf memnun ve bir müstahdem mesrurdur. Ve bunun gibi daha sair letaif, ulvî, leziz, hoş, nuranî hakikatler tezahür eder ki; iman, onun mahiyetinde bir mânevî tûbâ-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor demektir. Demek emniyet ve emniyetin dahi dünyada ve âhirette temini yalnız imandadır. Öyle ise daima: “Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân” demeliyiz. 🌿

Günümüz Türkçesiyle ;

İmanın ne kadar büyük bir mutluluk, nimet, huzur ve rahatlık olduğunu anlamak istersen şu temsili hikâyeyi dinle:

Bir zamanlar iki adam hem gezmek hem ticaret yapmak için yolculuğa çıkarlar. Bunlardan biri bencil, karamsar ve talihsiz bir yola gider; diğeri ise Allah’ı tanıyan, bahtiyar bir yola yönelir.

Bencil ve karamsar olan adam, kötü düşüncelerinin cezası olarak kendisini çok kötü bir ülkede sanır. Baksa ki her yerde çaresiz insanlar, zalim ve korkunç kişilerin baskısı altında feryat ediyor. Gezdiği her yerde acıklı ve karanlık manzaralar görüyor. Ona göre bütün ülke büyük bir yas yeri gibidir.

Bu acı tabloyu hissetmemek için sarhoş olmaktan başka çare bulamaz. Çünkü herkesi kendisine düşman ve yabancı görmektedir. Etrafta korkunç cenazeler ve ümitsizce ağlayan yetimler görür. Vicdanı sürekli azap çeker.

Diğer adam ise Allah’ı bilen, O’na kulluk eden, doğru düşünen ve güzel ahlâklı biridir. Bu yüzden onun gözünde aynı memleket son derece güzel görünür.

Girdiği yerde genel bir sevinç havası vardır. Her tarafta neşe, kutlama ve coşku görür. İnsanlar ona dost ve akraba gibi görünür. Ona göre bütün ülkede, vazifesini tamamlayanların uğurlandığı büyük bir terhis şöleni vardır.

Ayrıca tekbirler ve sevinçli seslerle askere alınan yeni görevlilerin hazırlığını işitir.

İlk adam hem kendi acısıyla hem insanların acısıyla ezilirken; bu bahtiyar adam hem kendi mutluluğuyla hem de insanların sevinciyle huzur bulur. Üstelik güzel bir kazanç elde eder ve Allah’a şükreder.

Sonra dönüp öteki adama rastlar. Onun hâlini anlayınca şöyle der:

“Sen aklını karamsarlığa teslim etmişsin. İçindeki çirkin düşünceler dış dünyaya yansımış. Sevinci keder gibi görüyorsun. Terhis olan insanları felaket içinde sanıyorsun. Gel, ayıl. Kalbini temizle ki bu karanlık perde gözünden kalksın ve gerçeği görebilesin. Çünkü böylesine adaletli, merhametli, düzenli ve şefkatli bir hükümdarın ülkesi senin düşündüğün gibi korkunç olamaz.”

Bunun üzerine o bedbaht adam ayılır. Ayıldıkça gördüğü karanlık tablo değişmeye başlar ve şöyle der:

“Evet, ben yanlış düşünüyormuşum. Allah senden razı olsun; beni cehennem gibi bir hâlden kurtardın.”

Ey nefis! Bil ki:

İlk adam, inkâr eden veya gaflet içinde yaşayan kişiyi temsil eder. Dünya onun gözünde büyük bir matem yeri gibidir. Bütün canlılar ona göre ayrılık ve ölüm darbeleri altında ağlayan yetimlerdir. İnsanlar ve hayvanlar, ölüm pençesinde parçalanan sahipsiz varlıklar gibi görünür. Dağlar ve denizler bile ona korkunç ve ruhsuz cenazeler gibi gelir. Bu düşünceler onun ruhunu sürekli acı içinde bırakır.

Diğer adam ise mümindir. Allah’ı tanır ve O’nu tasdik eder. Bu yüzden dünya onun gözünde Rahmân’ın bir zikirhanesi olur. İnsanlar ve hayvanlar Allah’ın görevli kulları olarak görünür.

Doğumlar ve ölümler ise birer görev değişimi gibidir. Ölüm, vazifesi bitenlerin başka âlemlere gitmek üzere terhis edilmesidir. Yeni gelenler de yeni görevler için dünyaya gönderilmektedir.

Böylece her canlı, vazifesini yapan memnun bir görevli hâline gelir.

İşte bunun gibi daha birçok nuranî ve huzur verici hakikat ortaya çıkar. Demek ki iman insanın içinde cennetten gelen manevî bir çekirdek taşır. Küfür ise cehennemden gelen acı bir tohum saklar.

Öyleyse gerçek güven ve huzur, dünya ve ahirette ancak iman ile elde edilir.

Bunun için insan daima şöyle demelidir:

“İslâm dini ve kâmil iman nimeti için Allah’a hamd olsun.” 🌙

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu